Kapat Hoşgeldin, Ziyaretçi | Oturum AçKayıt Ol

Sabreden Kürtlere Ensar olmak 1

Sabreden Kürtlere Ensar olmak 1 1984 yılından bu tarafa 32 yıl içinde, Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri çok büyük acılar yaşadı.

Bu 32 yıl içinde sadece ‘’Kardeşlik ve Barış Süreci’’ adı verilen üç yıl kadar bir süre huzur ve sükûnet oldu.

Bunun dışında, geriye kalan zamanlarda; hapisler, sürgünler, dağa kaldırmalar, toplu katliamlar, işkenceler, faili meçhuller, göçe zorlamalar, kundaklamalar.. yaşandı.

Bunların bir kısmını Jitem gibi illegal Devlet yapılanmaları yani Eski Devlet, bir kısmını da PKK yaptı.

PKK daha kurulur kurulmaz öldürerek başladı kendini duyurmaya. PKK öldürmelerinin ses çıkaran kısmı devlete yönelik olanlarıdır yani Polis ve Asker cinayetleri olunca bunun sesi ve etkisi çok daha fazla oldu.
Halbuki PKK terör ve cinayetlerinin asıl can alıcı olan kısmı, Kürtlere yönelik olan sessiz kısmında yaşanmıştır ve hala da yaşanmaktadır.

PKK, Türkiye Kürtlerinin İdris-i Bitlisi, Mevlana Halid-i Bağdadi ve Said-i Nursi çizgisindeki canlı ve dinamik kesimine karşı vermiştir asıl savaşını. Ama bu hedefe, bir anda değil yavaş yavaş, halkı kuşkulandırmadan ulaşmaya çalıştı. Yasin Börü Şehadetine, hendek ve çukur uygulamalarına kadar da büyük ölçüde başarılı oldu.

Çukur ve Hendek Siyaseti PKK’nın belinin kırılmasına sebep olacak bir bumerang etkisi yapacaktır ancak Devlet bu fırsatı kaçırmamalı. Kaçırmamak için de hem bölgeden çekilmeyip gücünü daha etkin hissettirmeli hem de HDP ile değil, diğer STK, parti ve örgütlerle barış kanallarını diri tutmalıdır. Bu konuya tekrar döneceğiz.

Seküler bir örgüt olan PKK ilk kurulduğundan itibaren Doğu ve Güneydoğu’da kendisinden önce var olan irili ufaklı ne kadar parti, dernek, vakıf, STK, öğrenci-memur ve işçi örgütlenmesi varsa hepsine şiddet uyguladı. Aşiretleri, Dini Kurumları, mollaları (Mele), tarikatları çözdü, darmadağın etti. Direnenleri öldürdü, direnemeyenleri sindirdi veya sürgün etti.

Önce köylerde, mezralarda, küçük yerleşim birimlerinde olan direnmeleri ve farklılıkları yok etti.

Aşiretleri, aşiretlerin geleneksel dayanışma yapısını hedef alarak onların, hemen hemen tamamına yakınının dayanışma yeteneklerini çözdü ve damarlarını kuruttu. Halk, ya göç edip Batıda başka şehirlere gidecekti ya da öldürülecekti.

Üçüncü bir yol daha vardı; o da, sinmek.

Silah gücüne dayalı katı, tamamen Faşist ve fakat aynı zamanda ladini bir hiyerarşik örgütlenme oluşturuldu. Acımasız, zalim, kan içici bu örgütün karşısına Eski Devlet de aynı yöntemle ona karşılık verince halk, iki şiddet arasında kaldı.

PKK, İmamı, Polisi, Bekçiyi, Öğretmeni katlediyor, olay olup bitiyor, katiller dağa kaçıyor, bir zaman sonra Devlet olay yerine intikal ediyor, halkı sıkıştırıyor.

Zavallı halk ne yapsın o da, kızını kaçıran komşusunun oğlunu şikâyet ediyor, onlar yapmıştır diyor. Tarlasına su vermeyeni, köpeğini zehirleyeni, çayırda koyununu keseni, çocuğunu döveni, tavuğuna kışş diyeni ilh.. kimin kime husumeti varsa, birbirini suçluyor ve Jandarma da her seferinde, asıl suçluları kaçırmış olmanın mahcubiyetini yaşamamak için birkaç katil zanlısını, yardım ve yataklık edeni, isim benzerliği olanı alıp getiriyor Diyarbakır Askeri Ceza ve Tutukevine.

PKK’nın halk tarafından duyulması, algılanması, benimsenmesi de buradan itibaren başlamaktadır yani Diyarbakır Mahbesi ile PKK’nın kitlelere ulaşması arasında çok ciddi ve önemli bir bağ vardır.

Diyarbakır Cezaevi PKK’ya eleman yetiştirme ve bölgede yaygınlaşma konusunda adeta bir okul, bir fabrika gibi çalıştırılmıştır.

Çark şöyle işlemektedir: Cezaevi, bölgenin en büyük Hapishanelerinden biridir. 1970-80’lerin günde ortalama 20 insanımızı kaybettiğimiz ortamında bölgenin her şehrinden, kasabasından, beldesinden ve köyünden adı “siyasi olay” a karışan herkes bu Cezaevine getirildi. Sağcı, solcu, Kürtçü, Marksist, Maoist, Leninist, İslamcı. Aynı şekilde: Kawa, Kuk, Rızgari, Ala Rızgari gibi örgüt mensupları ve kaçakçılar.

1980’de ihtilal olunca PKK’nın kurucularından bazıları da yakalandı ve buraya atıldı. Bunların arasından PKK’nın önemli isimlerinden biri olan Şahin Dönmez ve onunla birlikte bazıları itirafçı oldular ve diğer PKK’lıları ihbar ettiler. Bunun özerine örgütün Rıza Altun gibi ileri gelenleri de yakalanıp Diyarbakır Askeri Cezaevine konuldular.

Böylece PKK için bulunmaz bir fırsat doğmuş oldu.

Çünkü O sıralar örgütü daha kimse tanımıyor, Apocular olarak ortalıkta bir isim dolaşıyor ama mahiyeti bilinmiyordu. Komşunun şikâyeti, isim benzerliği, Apocunun yakını veya şuursuz bir aidiyet sebebi ile masum Anadolu Çocukları içeri tıkılmaya başlandı. Bu çocuklar, daha Demir Kapıdan içeriye alınır alınmaz akla hayale gelmedik kötü muamele ve işkencelere tabi tutuldular. Böylece kuzular kurtlara teslim edildi yani PKK’nın ileri gelenleri bu masum gençleri koğuşlarda işledi ve yetiştirdiler. Diyarbakır Askeri Cezaevine bir günde ortalama 30 kişi girip, 30 kişi de çıkmaktadır.
Cezaevi yaklaşık 2 bin kişiliktir. 

1975’ten 1995 yılına kadar 20 yıl boyunca bu cezaevine her gün 30 tane, hiçbir şeyden haberi olmayan masum insan alınmış, işkenceden geçirilmiş sonra bunlar koğuşlarda PKK’nın ileri gelenlerinin eline teslim edilmişti. 
 
Ve böylece Diyarbakır Askeri Cezaevi PKK’nın kendisinin bile hayal edemeyeceği kadar bilenmiş, kindar ve eğitilip yetiştirilmiş 200 binden fazla genç insan kazanmış, bunların bir kısmını da dağa göndermiştir. Bu rakam, içeriye hafif bir suçtan girip, oradan bir PKK’lı olarak çıkan insanların sayısıdır. Siz buna bir de, bunların yakın akrabalarını, kan bağı olanları ekleyin, bu sayı daha büyük rakamlara ulaşır, ulaşmıştır. 

Bu Cezaevinin insanlık dışı işkencelerinin yanında, yukarıda bahsettiğim, bir eğitim kurumu gibi çalıştırılması tarafının da araştırılması tarihi bir sorumluluktur.

Diyarbakır Askeri Cezaevi yıllarca Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde çocukların dillerine kadar ulaşmış, içinde, inanılması güç acıların dile getirildiği hikâyeciklerle dilden dile dolaşmıştır. 

En önemlisi de silahtan, kandan başka hiçbir özelliği olmayan PKK’nın şiddeti halk tarafından “makul” ve haklı görülmüş, “TC’’ ile sembolize edilen Devlet ise zalim olarak bilinmiştir.

Pekâlâ, bütün bu yaşananlara rağmen Türkiye’nin bu bölgesi neden hala ayaktadır?

Bu ve buna benzer soruların cevaplarını, yazımızın bundan sonraki bölümlerinde dile getirmeye çalışacağım.

Ferman Karaçam 

fermankaracam@gmail.com
fermankaracam@twitter.com

Henüz hiç yorum yapılmamış...

Yorum Yap

(*) işaretli alanların doldurulması zorunludur.


Captcha