Kapat Hoşgeldin, Ziyaretçi | Oturum AçKayıt Ol

ZAMAN

ZAMAN

(Yusuf Yazar' a)

Sürtünüp geçiyor ıssız vahalardan,

çiçek tozlarını katıyor hayatın içine,

değirmen taşlarının arasında gıcırdıyor.

Etimize, kemiğimize sürtünerek gidiyor

saniyeler, dakikalar, saatler, aylar, mevsimler.

Kimi yalnızlıklarımıza, kimi göz yaşlarımıza katık oluyor zaman. Doğuşlar ekleniyor incecik sızılı nemli bakışına annelerin, ölümler katılıyor soğuk hastane koridorlarından aramıza.

Tanıdık bir sesin güvenli tebessümüyle içimize akan saniyeler, bir bayram hüznüne ilişerek buruk sevinçlerimizde dolaşan dakikalar, işsiz bir delikanlının 

bakışlarında dolanan umut dolu haftalar,

tırpana çıkmış bir köylünün Ağustos sıcağı, kavun toplayan bir işçinin öğlen güneşi, gece vardiyasından çıkan göçmen kızın 

uzun kestane renkli saçları arasından merdivenlere pul pul serpilip iplik tozlarında eriyen aylar; kanımıza, damarımıza, gözlerimizin ışığına, rengine dokunup

geçen yıllar.

Ruhumuzu dalgalandıran, yüreğimizi kanatan, bedenimizi yalayan, nakışlarımızı parlatan, hücrelerimizi yenileyen mevsimler.

Bir gül'ün

yaprağına düşmüş yağmur damlasında zaman.

Bir parça ıtır, bir demet menekşe, bir dal kırmızı karanfil, 

Uhud dağının yamaçlarındaki minik mağaradan doğarak iliklere işleyen kokunun damarlarında dolaşan saniyeler ve asırlar.

Moliere'in cimrisinin göz bebeklerinde dışarı fırlayan, Balzac'ın Goriot'sun da ıslanan,

Poe'nin Anabelle'sinde melek kanatlarına tutunan zaman

Ferhat'ta dağı delen, Mecnun'da çöller aşan,

Kerem de bir ah ile yanıp yok olan zaman.

Necip Fazıl da su'dan çivi,

Fuzuli de su,

Mevlana da pervane,

Yunus da Tapduk ve ırmakda okyanus olan zaman. Eski bir dergiden süzülen bal damlaları, mektup kitapların da yarım kalmış dev bir bakış, sevgiliye akan

ruh çağlayanı,

Eylül'ün göz bebeklerinden dökülen incecik yağmur taneleri,

yasak kara sevdalardan fışkıran kan kırmızısı kar çiçeği, 

Kudüs'te daracık bir sokak arasında ansızın alnına düşen bir mermiyle yere serilen Filistinli çocuk,

kollarının kemikleri taşla ezilen delikanlıdaki dakikalar,

böyle dakikaları kimi kez bir hicran alır gider,

kimi bir anlık hüzün,

kimi birkaç damla gözyaşı.

Baharı baharla yıkayan zaman,

martı kanadının ucuyla tuzlu sulara değdiği an

ırgat türkülerinin mısralarıyla

dua makamında göklere yükselen

gurbet ağıtlarındaki zaman,

baharda yeşeren ırgat türkülerini bir seher vaktinde,

Akhisar'da kamyona binememiş kavun işçisinin göz diplerinde biriken nem'i,

emeğin acıya ve acının emeğe dönüştüğü an'ı,

iplik fabrikasında genç kızların yazdırdığı akrostişli şiirleri,

gül'ün dudağa değdiği an'ı,

göz'ün göz'e değdiği an'ı dokuyan zaman.



Ferman Karaçam / Yetim Çağrışımlar

Henüz hiç yorum yapılmamış...

Yorum Yap

(*) işaretli alanların doldurulması zorunludur.


Captcha