Kapat Hoşgeldin, Ziyaretçi | Oturum AçKayıt Ol

İSTANBUL

İSTANBUL İSTANBUL

Sabahlara tadın, rengin ve kokun öyle güzel karışıyor ki, her sabahı büyük bir hasretle bekliyor ve bu lezzeti kana kana içiyorum.

Buğulu gözlerinin çevresinde ıslanmış hüznü, ılık bir sonbahar yağmuru tadında içime çekiyorum ve sonsuz ve engin

gülüşlerinin kanatlarına bırakıyorum acılı ruhumu. Gözlerime ne kadar derinden, ne kadar derinlerden sızıp geldiğini ve sessizce akıp gittiğini bir bilsen

 özleminin. 

Özlemin her sabah boğazımda düğümleniyor. Özlemin her sabah yoğunlaşıp, kabarıp ateşli bir sancı oluyor göğsümde.

Sabahları kuş seslerinin kırıntılarından dökülen nağmeleri gün rengi ile boyanmış güllerinde içmenin

ne büyük saadet olduğunu bilemezsin İstanbul Çünkü sen

yarım kalmış eski bir türkünün içinden bakıyorsun gözlerime.

Papatyalar, çimenler, kekik kokuları, çam kokuları, yasemenler...

senin nefesinden, senin bakışlarından, senin gülüşlerinden besleniyor.

Erguvanların ve beyaz lalelerin gülümseyişleri senin tebessümünün izdüşümüdür.

Parlayan güneşin yüzü
senin yakıcı bakışlarının yanında sönük kalıyor.
Secdelerin sonsuz aydınlığı sinmiş alnının parlaklığı yanında ay'ın parlaklığı sönük kalıyor.
Mavi bir ırmak gibi akan parmaklarından dökülen şelale çağlayışları gitmeyecek benden.


Senin kokuların olmasa bahar olmazdı.

Ay'ın aydınlığı alnından yansıdığı zaman

denizin üstünde ışıklar raks ediyor.

Işık ve dalga ruh ile yüreğin cesetle kucaklaşması gibi kucaklaşıyor denizinde.

Senin parmaklarından çağlayan mavi yağmurlar olmasa sümbüller böyle güzelleşebilir miydi

İstanbul ?

Lalelerin beyazı gözlerinin beyazındandır sevgili.

Elmas parlaklığını senin zümrüt gözlerinden almıştır. Sabahlarıma çok yoğun karışıyor ağrın ve ateşin, kokun ve rengin.

Sabahın nazlı ve hafif lodos esintileri usul usul doluyor penceremden.

Kirpiklerinin kokusu var sabah esintisinde vapur seslerinin.

İnce, uzun güzel kirpiklerinin.

Eskimeyen, nemli kirpiklerinin.

Çamlıca'da gül kokunu uzun uzun çekiyorum ciğerlerime

ve gözlerimden boşalıp akıyor, akıyorsun ruhum.

Sen benim yediğim, içtiğim, soluduğum,

ıslandığım, acıktığım, güldüğüm, ağladığım bir şeysin İstanbul.

Gün hüzmelerinden dökülerek başımı ısıtan, yağmur damlalarında hüzünle beni ıslatansın.

Sürekli yenilenen, canlanan, kanlanan, dirilen hücrelerimsin.

Ben sen'im, sen.

Dün, şimdi ve ebediyyen.

Sabahlara sinmiş, sabahlardan fışkıran, sabahlardan sızan, sabahlarda dalgalanıp akan hayalin mavi bir okyanus gibi derin ve ürperti verici olsa da içimin kor 

gibi sızıları bu okyanusun serin sularına büyük bir susuzluk duyuyor.

Sana susadım, suyum.

Sana acıktım ekmeğim, tuzum

İstanbul'um


Ferman Karaçam / Yetim Çağrışımlar

Henüz hiç yorum yapılmamış...

Yorum Yap

(*) işaretli alanların doldurulması zorunludur.


Captcha