Kapat Hoşgeldin, Ziyaretçi | Oturum AçKayıt Ol

İSA YUSUF ALPTEKİNLE ESİR TÜRKİSTAN ÜZERİNE KONUŞMA

İSA YUSUF ALPTEKİNLE ESİR TÜRKİSTAN ÜZERİNE KONUŞMA " Ruslar ağabeyimi sadece benim kardeşim olduğundan dolayı kendi çukurunu kendine kazdırıp gömdüler. Her şeyimi bu dava için verdim ben”

Her şeyini bir dava uğruna verebilmek, her şeyinden; yuvasından, çocuklarından, Toprağından malından... Feragat edip canını avuçlarının içine alarak meydana çıkmak... Bu, her insanın yapabileceği bir iş değildir. İşte bu sebeple sayıları sınırlı oluyor "Her şeyimi bu dava için verdim ben" diyebilen insanların. Bu insanların “dava"ları anılırsa isimleri, isimleri anılırsa "dava"ları hatırlanır. Dava ve kişi adı özdeşleşmiştir birbirleriyle. Türkistan denildiğinde de İsa Yusuf Alptekin adı akla gelir.
İsa Yusuf Alptekin 1901 yılında Kaşgar'ın hemen yakınlarındaki Yenihisar ilçesinde doğmuş. “Bütün Doğu Türkistan’da olduğu gibi Yenihisar halkının da dini İslam olup mezhebi Hanefi’dir. Hicri 325 yılında Karahanlılar imparatorluğunun ünlü hükümdarlarından Sultan Satuk Buğra Han’ın, Ebu Nasr Samanı adındaki bir zatın telkin ve teşvikleri ile İslamiyet’i kabul etmesi neticesinde bütün tebası da İslamiyet’i kabul etmiştir. İslam dini de bu tarihten sonra devletin resmi dini olmuştur ” diyor İsa bey ilçesini tanıtırken. Babası, Kasım Hacı Muhammed Ali Bey annesi, Ayşe Hanım’dır. İlkokula gittiği ilk gün; sen kimin kulusun, kimin ümmetisin, kimin milletisin, kimin dostusun sorularının cevabını, daha sonraki günlerde de Kur1an-kerim' in yedide birini teşkil eden "Heftiyek"i öğrenir. Doğu Türkistan’da görünürde Maoist Çin hâkimiyeti vardır. Gerçekte ise Çin'in her başı sıkıştığında yardıma çağırdığı kardeşi Leninist Rusya ve Müslüman halkları iliğine kadar sömüren, emen İngiliz emperyalizminin sağladığı imtiyazları kullanan Hintli Tüccarlar vardır; karası, kırmızısı, grisi hepsi eleledir, yan yanadır birlikte çalışmaktadırlar. Müslümanlarsa yalnız
" Ad"larını titizlikle muhafaza edebilmek için direnen lime lime edilmiş çağdaş köleler, kurbanlardır. İsa Yusuf Alptekin ilk kez 1926 yılında Kaymakam Çin De Li ile birlikte o'nun "muallimi” olarak Batı Türkistan’a gittiğinde fark eder esarette olduğunu. Siyasi anlamda bağımsızlık fikirleri edinir. Batı Türkistan’daki Doğu Türkistanlı aydınlarla ve Batı Türkistanlı özgürlükçülerle görüşmeler yapar. Ve bu adımlar 60 yılı aşkın bir zamandan beri esaretten kurtulmak uğruna yürümeğe adanmış ilk adımlardır. Bu adımların arkası geldi ve gelecek de ama İsa Bey’in gözleri artık görmemektedir, sıhhati ciddi olarak bozulmuştur. Kendisiyle aşağıdaki konuşmayı yapan arkadaşımız Ferman Karaçam’a el yordamıyla oturacağı sandalyeyi bulmaya çalışırken şöyle diyor “Kardeşim Ferman bey ben söylenmesi gereken ne varsa söyledim, burada size söyleyeceklerim daha önce konuştuklarımdan bazılarının tekrarı da olabilir kusura bakmayın. Ben kendini Türkistan davası uğrana adamış biriyim. Madden hiçbir şey1im yok ama manen çok zenginim”.

Efendim bazı isimler kendileriyle birlikte bir ülkeyi, bir davaya veya bir hareketi çağrıştırırlar. Meselâ, Yaser Arafat denince Filistin akla gelir. İsa Yusuf Alptekin adı da Türkistan’ı, Türkistan da yaşayan insanları çağrıştırıyor. Bize mücadelenizden, amacınızdan bahseder misiniz?

Benim esas gayem Doğu Türkistan’dan Çinlileri çıkarmak yahut Doğu Türkistan’ı Çin esaretinden kurtarmak. Doğu Türkistan'a müteveccih Rus istila planlarına engel olmak. Bu yalnız benim değil aynı zamanda, Doğu Türkistan Türklerinin de gayesidir. Şu 25 sene zarfında Çinliler Doğu Türkistan’ı her kurtuluşu bir yeni istilâ takip etmek üzere dört defa istila ettiler.
Her istila sırasında Doğu Türkistan Müslümanlarına çok ağır zulüm ve işkenceler yaptılar ve her işkence her katliam yeni bir ayaklanma ile sonuçlandı. Ayaklanıp Çin’den kurtuluyoruz bu sefer Ruslar gelip işgal ediyorlar.

Anlamadım İsa Bey Rusların Doğu Türkistan’da ne işi var?

Evet, Ruslar bizim Doğu Türkistan’ı defalarca işgal ettiler. Bu; gerek Çinlilerin çağırmasıyla olur, gerek kendileri gelip işgal ederler. Çünkü eğer Doğu Türkistan’da müstakil bir devlet kurulursa o zaman Rusya’nın işgali altındaki Batı Türkistan için de bir ilham kaynağı olur. Bu sebeple Ruslar bizim müstakil bir devlet kurmamızı istemiyor ve asker sokup kurulan devletimizi yıkıyordu, bu suretle gene istilaya maruz kalmış oluyorduk. Sadece istila etmekle kalmıyorlardı, akla gelmeyecek katliamlar yapıyorlardı.

Mao çe-Tung devri ile ondan sonraki yönetimler arasında size karşı tutumlarda bir değişme oldu mu?

Elbette oldu. Mao devrinde yerlerimiz yoktu, hepsi müsadere edilmişti. Mao'dan sonra siyaset biraz yumuşadı, adam başına azıcık yer verdiler. Bu yerler icara verilmiş gibidir. Mülkiyeti verilmedi. Satmak yok, miras bırakmak yok... Ekeceksin, yiyeceksin, erzakın bir kısmını hükümete vereceksin. Yine Mao'dan sonra Camilerimizin açılmasına müsaade edildi. Mao'nun zamanında böyle bir şey yok, onun zamanında çoğu tahrip edildi, yakıldı, yıkıldı. Halkımızın kanı canı pahasına ayakta kalan Camilerimiz ibadete açıldı. Namaz kılanlara şimdi bir şey yok ama dini tedrisat yapılmıyor. Diyorlar ki, “Dini terbiye görenler ölüyorlar" o sebeple dini bilgiler verecek bir tek müessese yoktur.

Peki, o zaman Namazı kim kılıyor, Namaz kılanlar ne okuyor?

Şimdi bizim halkımız bir şeyi çok iyi anlamıştır, yaşayarak, bizzat yaşayarak anlamıştır, o da: Dinine, inancına sahip çıkınca ayakta kalabileceğidir. Din olmazsa insanları Komünist yapmak hiç te zor değil. Bizim halkımız bunu çok iyi bilir. Bizi Çinleşmekten alıkoyan, bizi yok olmaktan, erimekten alıkoyan dinimiz olmuştur. Halkımız bunu bildiği için namazını kılmaktadır. Dine olan bağlılık, muhabbet günden güne artmaktadır. Namaz kılmayı bilen de kılıyor bilmeyen de kılıyor.

Yönetimin bu yumuşamasından ne umuyor ne bekliyorsunuz, bu gelişmeler sizi sevindiriyor mu, bu uygulamalar sonucu Doğu Türkistan halkı Çin'e karşı mütebessim, bir yüzle mi bakmaya başladı?

Hayır. Bilhassa halkımız Çin'e karşı daha bir kin duymaya başlıyor! Çin yönetiminin yumuşaması sadece bizim için değildir. Biz bu davranışları bir lütuf, bir inayet şeklinde görmüyoruz. Genel bir yumuşamadır bu, bütün Çin için. Ayrıca bize karşı olan genel siyasetlerinde hiç bir değişme olmamıştır aksine, bizi Çinleştirmek, eritmek için Doğu Türkistan’a Çinlileri yerleştirme faaliyetlerini artırmışlardır. Onlar için asıl gaye budur. Esir bir millet için asıl gaye ise karnını doyurmak, cebini doldurmak değildir, esaretten kurtulmaktır. Biz esaret altında kaldıkça bu yumuşamaların hiç bir fayda getirmeyeceğini biliyoruz.

Efendim zaman zaman bakıyoruz Doğru Türkistan’dan Batı Türkistan’a, Batı Türkistan’dan Doğu Türkistan'a göçler oluyor bu göçlerin sebebi nedir ayrıca, Doğu ve Batı arasında genel bir mukayese yapar mısınız?

Milliyetçi Çin devrinde Çin idaresi nispeten iyi idi? Batı Türkistan’da bütün Camiler kapalı ama Doğu Türkistan’da açıktı. Batı Türkistan'ın bütün malları müsadere edilmişti, Doğu Türkistan’da öyle bir şey yoktu. Orada kitle halinde katliamlar oluyordu Doğu Türkistan’da görülmemişti. Bu sebeple o zamanlar Batı Türkistan’dan Doğu Türkistan'a göç ediyordu kardeşlerimiz. 0 zamanlar Batı Türkistan için diriler Cehennemi tabiri kullanılırdı. Daha sonra Mao zamanında Doğu Türkistan’da yapılan zulüm ve katliamların yanında Batı Türkistan’da yapılmış olanlar ehven kaldı. İşte bu devirde Doğu Türkistan’dan Batı Türkistan'a ve diğer komşu memleketlere ve aziz Türkiye’mize çok hicret edenler oldu. Doğu Türkistan’da Çinliler ne milliyetçi Çin devrinde ne Mao devrinde inşa ve imar yapmadılar, okutmadılar. Batı Türkistan’da Ruslar bazı ufak-tefek haklar verdiler. Müstakil olduğunda Doğu Türkistan müreffeh bir memleketti. Şimdi bir harabe halindedir. Mesela Türkiye’den davet ediyorlar, Türkiye’den gidenler oluyor ama oradaki harabeyi göstermiyorlar.

İsa Bey sanıyorum ırken Çin’li olan Müslümanlarla aranız pekiyi değil, onların sayıları ne kadardır, etkinlikleri, İslami bilgi düzeyleri nedir?

Irk olarak Çin'li Müslümanların sayıları 30 ila 50 milyon arasındadır, Onlarla iyi geçinmediğimiz doğrudur bunun sebebi de onların aşırı milliyetçi olmalarıdır, Aslında Çinlilerin hepsi aşırı milliyetçi insanlardır. Hatta onların gurur duyarak söyledikleri bir söz vardır: " Bütün dünya milletleri, Yahudilerin milliyetçilikleri karşısında bir şey yapamaz ama Çinliler Yahudileri de eritir," Bu sebeple Millî nokta-i nazardan onlar bizi desteklemiyorlar, Biz oradayken Doğu Türkistan’da yerleşik 200 bin kadar Çinli Müslüman vardı. Şimdi bunların sayılarını artırmışlar 500 bin olmuş. Bir bakıma Çin, Çinli Müslümanlarla bizi karşı-karşıya getirmek istiyor.

Efendim 30-33 yıldır dışarıda, daha önce de Türkistan’da yıllardır mücadele veriyorsunuz. Türkistan konusunu bir Kıbrıs, bir Filistin gibi uluslararası platforma neden çekemediniz?

Ben 35 yıldır hür dünyaya iltica ettim. Gayemiz Türkistan’da yaşayan insanların durumlarını başta aziz Türkiye’miz olmak üzere İslam dünyasına ve insanlığa duyurmaktır. 25 ayrı memleketi defalarca ziyaret ettim, çok miktarda beynelmilel İslam konferanslarına katıldım, Türkiye’mizde yüzlerce defa konferans verdim, basın toplantıları yaptım ve birkaç kitap neşrettim. Maalesef ne komşularımızdan, ne dindaşlarımızdan, ne ırkdaşlarımızdan ve ne de insanlık âleminden bir yardım görmedim. Teşkilat olarak Mekke-i Mükerreme’deki dünya İslam birliği teşkilatı ( Rabıtatül âlemi İslami )bize sahip çıktı ve onun maddi-manevi desteği devam etmektedir. O'nun dışında kimse Rus ve Çin esaretindeki Müslüman-Türk halklarımın sesini duymak istemedi. Bu durumda uluslararası Platforma nasıl gelecek bizim davamız. Biz en büyük desteği aziz Türkiye’mizden bekledik, bekliyoruz bu da Türkiye’mizin yakından ilgilendiği diğer azınlık Türkler kadar bizim de hakkımızdır. Geçen sene Devlet ricalinden bazılarını ziyaret ettim beni çok iyi karşıladılar. Bunlar: Dışişleri bakanı, Millet meclisi reisi, başbakan, iki devlet bakanı, maarif vekili, Nureddin Ersin Paşa ve Bedreddin Demirel Paşalardır. Bana çok alaka gösterdiler. Beni uzun uzun dinlediler ama fiiliyatta hiç bir şey yok. Şurada bir Mecmua çıkarıyoruz, üç ayda bir çıkıyor bin bir müşkülat çekiyoruz. Dünyada Hayvanların hakkını korumak için kurulmuş cemiyetler vardır ama Çin ve Rus esareti altındaki insanların hakkını savunacak kimse yok. Bizim Türkiye’mizdeki insanlar Atalarının geldiği Toprakları unutmuşlar, bağlarını koparmışlar. Hâlbuki İmam Buhari gibi âlim bir Zat’ın mezarı Semerkant’tadır. Farabi’nin, Tirmizi'nin, Biruni’nin, Ali Şir Nevai'nin, Uluğ Bey’in, Mahmut Kaşgari... Ve daha nice büyüklerimizin mezarları Türkistan’dadır. Filistin İslam Dünyası için nasıl ikinci derecede Mukaddes bir memleket ise Türkistan’da İslam Dünyası için bir diğer önemli yerdir. Arap dünyası Filistin davasıyla çok yakından ilgileniyor. Hatta Türkiye bile Filistin’in binde biri kadar bizimle ilgilenmiyor. Burada şunu açıkça söyleyeyim ki, ben Türkiye’nin Filistinli kardeşlerimizle alakadar olmasından dolayı çok memnunum.

Şu Anda Doğu Türkistan olsun Batı Türkistan olsun ilişkiniz var mı onlarla, siz burada neler yapıyorsunuz?

Çok önceleri onların liderleri Türkiye’ye geldiler, beni gördüler hasbihâl ettik, fikir teatisinde bulunduk. Döndüklerinde bazı zaman mektuplaştık, telefonlaştık ama epey zamandır bir bağlantımız bir konuşmamız olmadı. Ağabeyimin çocukları var onlarla ve başka yakın akrabalarımla mektuplaşıyoruz ama sen yahşi ben ben yahşi o kadar. Ben kendim de buradayım, bir şey yapıyorum sayılmaz.

Efendim Türkiye üzerinden Hacca giden Doğu Türkistan Türklerinin geliş ve dönüşlerinde bir takım zorluklarla karşılaştığını, hatta Türkiye gümrüklerinde mallarının alıkonulduğunu duymuştum?

Evet kardeşim, beni çok üzen bir konuya temas ettiniz. Geçen sene Doğu Türkistanlı 200 hacının mallarına el konuldu. Bu yıl Türkiye yoluyla 2000 Hacı gelecekmiş ama bana telefon ettiler geçen seneki gibi yapılmasın dediler. Çin bizim Hacılarımıza bin dolar veriyor. Bu bin dolarla bir insan Türkiye üzerinden Mekke-i Mükerremeye gidecek Hac yapacak ve tekrar Türkiye üzerinden Doğu Türkistan'a dönecek. Bu para ile olmuyor. Çin de bundan fazla para vermiyor. Kardaşlarımız İstanbul’u görmek istiyor. Türkiye’mizin bazı yerlerini görmek istiyorlar, büyük bir hasretleri var o insanların. Oteller pahalı. Yiyecek, içecek... Bu sebeplerle bir kaç mal getiriyorlar satmak için.

Bir iki örnek verir misiniz getirilen bu mallar için?

Efendim Kadın bluzları olur, karyola örtüsü olur, belki bir miktar Çin kumaşı olabilir.. Bunları satıp Türkiye’mizde harcayacaklar. Türkiye’mizin Gümrükleri geçen sene bu gibi eşya ve mallarına el koydu gardaşlarımızın. Çok uğraştım almak için fakat az bir kısmını tekrar geri Doğu Türkistan‘a götürmek şartıyla gümrükte verdiler. Pakistan Üzerinden Hacca giden Doğu Türkistanlıların mallarına dokunulmuyor. Ziya ül Hak emir vermiş hatta eşyalarına bile bakılmıyor. Pakistan her türlü kolaylığı gösteriyor. Hacca gidiş ve dönüşlerde Gümrük formaliteleri üzerinde durmuyor, orada kalışlarda yiyecek ve yatacak yer sıkıntısı çektirilmiyor. Geçen sene Türkiye üzerinden Hacca giden Doğu Türkistanlıları İlim-Yayma Cemiyeti misafir etti. Burada kendilerinden minnetler/teşekkürle bahsetmek istiyorum. İlim-Yayma Cemiyeti Hacılarımıza Türkiye’de kaldıkları sürece çok iyi baktı. Diyanet vakfı da iaşeleriyle ilgilendi. Türkiye şunu çok iyi bilmeli; Türkistan dâhil bütün İslam âlemi ve diğer Türk azınlıklar kendisini, Tarihi geçmişinden dolayı bir lider olarak görüyorlar ve son derece bağlıdırlar Türkiye'ye. Hiç bir zahmete girmeden edinilmiş, kazanılmış bu itibarı zedelememesi gerek. Bu bağları koparacak hareketler içine girmemesi gerektir. Aksi halde kendisine son derece bağlı olan bu insanları küstürebilir. Daha kötüsü Kıbrıs olayında da açıkça görüldüğü gibi Türkiye bizzat kendisi bu insanlara ihtiyaç duyabilir.

Efendim sanıyorum 1953 yılında Kaşgar'da “İslâm Cumhuriyeti " kurulur. Başbakan Sabit Damolla, Cumhurbaşkanı Hacı Hoca Niyaz’ dır. Bu bağımsız Cumhuriyetten kısaca söz eder misiniz?

Kuruluş, teşkilatlanma olarak Türkiye’ye benziyordu. Başbakan, Cumhurbaşkanı vardı, hariciye veziri, ticaret, adliye vekilleri, genelkurmay, Din işleri başkanı. vd

Peki, adına İslam Cumhuriyeti" diyorsunuz ya anayasanız?

Bu cumhuriyet Milli- İslami bir yapıya sahipti. Zaten Doğu Türkistan Türkleri çok mütedeyyindirler. Türk demek Müslüman demektir, Müslüman demek Türk demektir. 0 zaman hemen bir istiklâl partisi kurulmuş ve o’nun tarafından bir anayasa hazırlanmıştı, o uygulanıyordu.

İsa Bey bu konuşma için teşekkür ederim.

Ben de Teşekkür ederim.

Ferman Karaçam
fermankaracam@gmail.com
fermankaracam@twitter.com

Henüz hiç yorum yapılmamış...

Yorum Yap

(*) işaretli alanların doldurulması zorunludur.


Captcha