Kapat Hoşgeldin, Ziyaretçi | Oturum AçKayıt Ol

Hattat Mustafa Bekir Pekten ile bir Konuşma

Hattat Mustafa Bekir Pekten ile bir Konuşma 6 Aralık 1985 cuma günü, İslam Tarih, sanat ve kültür araştırma merkezinde hat ustalarımızdan Mustafa Bekir Pekten’in bir Sergisi açıldı.
Pekten, uzun yıllarını yani yetmiş üç yıllık ömrünün yaklaşık yarım asrını, hat öğrenmek ve yazmak için vermiş. Ama gözleri pırıl pırıl ve sergiye her geleni tebessümle karşılıyor hemen kapıdan girerken, ellerindeki mahirliği, ustalığı uzaktan bile görebilirsiniz, ancak yaklaştığınızda o ellerin çok güzel bir uğraşısı olduğunu anlıyor ve güzel bir işle yıllardır hemhal olduğunun ayrımına da varıyorsunuz.
Bu değerli hattatımızla sergisinin açıldığının ertesi günü aşağıdaki kısa, konuşmayı yaptık.

Efendim sizi okuyucularımıza tanıtmamıza yardım eder misiniz?

Ben Mustafa Bekir Pekten. Rumi 1329 da Sirkeci’de doğdum. İlköğrenimimden başka hiç bir öğrenim görmedim.

Nasıl başladı bu hat yazmanız biraz anlatır mısınız?

Efendim 1943’lerde başladı Hat yazma merakım. Kendi çapımda ve tek başıma çalışmalar yapıyordum. Bu ferdi çalışmalarım iki yıl sürdü. 1945 de Yesari beyden talip meşk ettim ve 1947 de Halime Özyazıcı’yı tanıdım 64’e kadar da böylece güzel sanatlara devam ettim, bu arada Necmi efendiden de rikaa meşk ettim. Tabi biz bunları yaparken çevreden, işsiz-güçsüz gezdiğimi söylüyorlardı. Bu iş karın doyurmaz, kendine düzgün bir iş bul, diyenler çok oldu.

Peki, haksız mıydı öyle diyenler?

Hem haklıydılar hem de haksız. Çünkü ben her işi yaptım. Araba aldım sattım, şoförlük bile yaptım ama hiç birini sevemedim. Bu işte para getirmiyor, o sebeple haklılar tabiî. Fakat bilmiyorlar ki ben bu işin tutkunu olmuşum, bundan başka ne bir işte başarılı olur ne de devam edebilirdim ve zaten edemedim de.

Şimdiki tarihide dikkate alarak söyleyebilir misiniz madem bu aynı zamanda sizin için hem vazgeçilmez bir sanat, hem de ev geçindirdiğiniz bir "iş" oldu, hangi tarihte ya da tarihlerde satamadınız, para sıkıntısı çektiniz ve bunun sizce sebebi nedir?

Sebebini pek bilemiyorum ama 1945’lerde 47’lerde hiç para kazanılmadı bu meslekten. Rahmetli Hamit Bey zamanında iyi idi.

Bu yazıların altlarında orijinalinin kime ait olduğunu izah etmişsiniz bir de mesela “celi” diye yazıyorsunuz, bu nedir?

Bunlar yazı çeşididir. On iki çeşittir: Taliki, Nesih, Sülüs, Celi Sülüsü, Muhakkak, Reyhani, Rikaa, (Rik’a buna el yazısı da denir), Divani, Celi Divani, Tevkii ve Tuğra, ben bunların hepsini çalıştım ama en çok Talik meşk ettim. Talik’in de en güzelini Ali yazar. Ali Alpaslan; bizim arkadaşımız, şimdi Edebiyat Fakültesinin Türkoloji bölümünde Profesördür.

Hala yazıyor musunuz, yoksa şimdiye kadar yazdıklarınızı düzene koyup, onları yeniden elden geçiriyor ya da istirahat mı ediyorsunuz?

Hayır; Allah nasip ederse daha yeni başlayacağım yazmaya; İnşallah bir Kur’an-ı Kerim yazmayı düşünüyorum. Fakat bu çok zor bir iştir. Ayrıca küçük yazı için yeterli hazırlığım yok. Onu talim ediyorum. Tabii nasip olursa…

Efendim, Rabbim bu güzel niyetinizi gerçekleştirmek için size yar ve yardımcı olsun. Ayrıca bu konuşma için de teşekkür ederiz.

Ferman Karaçam

fermankaracam@gmail.com
fermankaracam@twitter.com





Henüz hiç yorum yapılmamış...

Yorum Yap

(*) işaretli alanların doldurulması zorunludur.


Captcha