Kapat Hoşgeldin, Ziyaretçi | Oturum AçKayıt Ol

ATİLLA İLHAN'LA BİR SÖYLEŞİ

ATİLLA İLHAN'LA BİR SÖYLEŞİ Cumhuriyet; dönemi 1940 sonrası Türk şiirinin düşünce kaynakları- temelleri hakkında görüşlerinizi anlatır mısınız?

1940 Şiirini değerlendirmen için, 1940’a nasıl bir şiirle gelindiğini bilmek lazım. Bu M.Kemal şiiridir. O dönemde şiire iki cereyan hâkimdir: Biri Kefalettin Kâmil, Ömer Bedrettin v.b... öteki sosyalist şiir cereyanı ki, başlıca Nazım Hikmet tarafından temsil ediliyor.
1. Ulusal, 2. evrensel şiirdir. Ulusal, hececi, halk şiiri geleneğine, evrenseli ise, Maykovskinin konstrüktivist şiirine, onun üzerine, marinitti’nin füturist şiirine yaslanıyor.
Görünüşte egemen olan, Nazımın şiiridir, yeni ve ileriyi o temsil eder. Bu belki de Anadolu şairleri arasında Nazım çapında bir Şair olmadığındandır. M.Kemal’in ölümü, Nazımın ve şiirinin sanat dışı baskılarla ortadan kaldırılması yıllarına tesadüf etmiştir.
Milli şef dönemi genellikle sanıldığının aksine M.Kemal’in ulusal kültür politikasının devamı değil, karşıtıdır. Dil ve tarih kurumlarını kurup, Tarihçi ve dilcilerle bir çalışarak, Ümmet bilincinin üstünde bir millet, yurt ve tarih bilinci oluşturmak peşindedir. Oysa milli şef döneminde yeni kültürün Yunan- Latin kökenini dayalı, Batılı bir kültür olması yolu seçilmiştir.
Klasikler bunun için çevrildi, liselere Yunanca, Latince dersleri bunun için kondu. Yunan-Latin Klasikleri bu yüzden ders diye okutuldu, yine bu yüzden M. Kemalin uluslaşma bilincini pekiştirmek amacıyla ortaya attığı dil devrimi, Yunan-Latin tabanına bağlı, batılı bir kültürün meydana çıkması amacına kullanıldı.
Dil’e yerleşmiş Osmanlıca kelimeler, Selçuklu-Osmanlı kültür bileşimine mecburi göndermeler yaptığı için, bunlar tasfiye ediliyor, yeni Batılı kültür için hiç bir çağrışım yükü olmayan çıplak kelimeler üretiliyor. Şimdi 40 sonra sonrası Şiirine gelebiliriz; Milli şef Yönetiminin kültür politikası, tasfiye edilmiş toplumcu ve ilerici Şiirin yerine bu “yeni” kültür politikasına uygun yeni ve “ilerici” bir Şiir önermek zorundaydı.
Birinci yeni (garip) şiiri: İşte bu görevi yüklendi, 1940’lardan itibaren 1950’lerin ortalarına kadar Türkiye’de resmi Şiir (Garip) Şiiridir. Başka bir deyişle, faşizan CHP diktası döneminin Yunan, Latin kökenli Batı taklidi Şiiri, Türkiye’nin yeni Şiiri olarak önerilmiş, Halk Evleri ve köy Enstitüleri aracılığıyla bütün yurda yayılmıştır.
Bu Şiir, bol miktarda çevrilmiş Yunan Latin klasiklerinden bir de yüzyılın başlarında batıda epeyce gürültü koparmış sur realistlerden ilham alıyordu. Bireyci, bireysel, küçük bir burjuva Şiiriydi, Dünya savaştan yıkılırken bunlar “küçük adam”ın yaşama sevincini anlatmaktadır.
Bu Şiir’e 1950 yılları ortalarına doğru ben başkaldırdım( mavi hareket) Bu hareket, ulusal bir kültür bileşimi öneriyordu: bu kültür bileşimi, Tarih, toplum, yurt ve iktisat bilinci içinde geçmiş Selçuklu-Osmanlı kültürüne yaslanarak üretilmeli ve toplumcu olmalıydı.
Gençler harekete büyük alâka gösterdiler, büyük bir patırtı koptu: Sağdan çok ısrarlı ajanlık iddiaları karşısında mavi hareketine katılmış olan şair, hikâyeci ve yazarlar ilk amaçtan uzaklaşarak, önce, pazar postası Gazetesi, sonra da yeni dergi (Mehmed Fuad) çevresinde, suya sabuna dokunmayan, ikinci yeni Şiirini geliştirdiler.
2. yeni garip Şiirine tepki olarak, benim yeniden devreye soktuğum imge(imaj) sistemini boşa çalıştırıp Şiirden manayı kaldırarak tam anlamıyla biçimci bir Şiir oluşturuluyordu, bunu teşhis edip onlara karşıda Bayrağı açan ben oldum. Macera 70’li yıllara dek sürdü. 0 yıllarda bu defa slogancı, bağırgan, hatta küstah bir tavırla ortaya çıkan sosyalist gerçekçi şiirin tozu-dumanı arasında kaybolup gitti.

Birinci yeni İnönü, İkinci yeni ise Menderes diktasının Şiiridir.

Attila bey son yıllarda düşünce dünyasındaki seviye ve kaliteden de söz eder misiniz?

Düşünce dünyasında son yıllarda büyük bir gelişme olmuştur. Evvelce kanunlarla korunan resmi gerçekler vardı, bunlar sağdan da soldan da tartışılır oldu, o zamana kadar Türkçeye intikal edememiş, yine sağdan da soldan da birçok kitap yayınlandı: bunun müthiş bir kültür hazımsızlığına yol açtığını kabul etmemiz lazım. 70’li yıllar boyunca yaşadığımız sosyal çalkantıların sebeplerinden birisi lümpenleşme, birisi dış tahrikler ise birisi de bu Kültürel hazımsızlıktır.
Çünkü kısa zamanda, çeşitli Kitapları okuyan gençler şaşılacak bir kolaylıkla, şematik çözümler buluyor, bu çözümlere dogmatik bir inançla bağlanıyordu. Hâlbuki ki demokrasi, fikir özgürlüğü önce, bu dogmatikliğin reddi demektir. Çünkü dogmalar Ümmet dönemine mahsustur, ümmet dönemi bir inanç dönemidir, kültürü tartışılmaz inançlar üstüne kuruludur. Millet dönemi ise bir bilinç dönemidir. Bilincin billurlaşmasını ancak tartışarak ve uzlaşarak sağlayabiliriz, buradaki uzlaşma taviz değil, hoşgörü manasındadır. Oysa 1970’li yıllarda (belki hala şimdi ) çeşitli aydın hizipleri hem dogmatiktir, hem hoşgörüsüzdür. Sanıyorum ki bunda, savunduklarını yeterince bilmemeleri önemli rol oynar.

Bu konuşmayı, İlim ve Sanat Dergisi için Atilla İlhan’la Pandaroza’da yaptım.

Ferman Karaçam
fermankaracam@gmail.com
fermankaracam@twitter.com

Henüz hiç yorum yapılmamış...

Yorum Yap

(*) işaretli alanların doldurulması zorunludur.


Captcha