Kapat Hoşgeldin, Ziyaretçi | Oturum AçKayıt Ol

Ferman Karaçam'la Söyleşi / Oydar

Ferman Karaçam'la Söyleşi  /  Oydar OYDAR : Bir röportajınızda şöyle demişsiniz: “inançsız yola çıkılmaz.Yola çıkmak.yürümek inanmakla başlar.Biz yol'a çıkanlardanız .Aşk ve şiir ise yola çıkarken heybemdeydi” Biz, bu yola çıkışın şiirle ilgili kısmını merak ediyoruz?

Ferman KARAÇAM : Ben hep şuna inanıyorum arkadaşlar, şiir de diğer bazı sanatlar gibi fıtri bir şey. O ilk yola çıktığınız sırada fark etmeniz mümkün değil ama ilkokulda defterinizin boş bulduğunuz yapraklarının arasına bir şeyler sıkıştırıyorsunuz. Herkes bunu yapmıyor ama siz yapıyorsunuz. O sıralarda fark etmeseniz bile daha sonra bir bakıyorsunuz Ahmet, Mehmet bir şey yazmamış ama ben her boş bulduğum sayfaya yazmışım. Böyle başlıyor. Bu başlangıç, mantıklı, hesaplı, planlı programlı değildir. Hiçbir şairin hayatında da bunu okumadım zaten. Bu yola çıkışı bir şeye inanmakla bağlantıladığınız zaman bunun bir değer haline dönüştüğünü de fark ediyorsunuz. Yoksa kainatın anlamı bir bakıma elinizden düşen kırılan bir vazo gibi darmadağın oluyor ve siz içinde bir kırıntı bile bulamıyorsunuz. Ama bir şeye inanmayla buluşturuyorsanız sanatı, bir anlam da yükleniyor sizin duyduklarınıza hissettiklerinize. Bununla birlikte yürüdüğünüz zaman daha donanımlı, daha anlamlı oluyor her şey.

OYDAR : Şiir ne ifade ediyor sizin için? Bugüne kadar birçok şair şiirin tanımını yaptı, bir de sizden rica etsek, şiir nedir?

Ferman KARAÇAM : Bu öyle zor bir şey ki. Ben iki şeyi yapmamaya çalışıyorum. Bir, başkalarının yazdığı şiirler hakkında konuşmayı sevmiyorum. İkincisi de şiirin tarifi. Gerçekten zor, hani yaşanır denir ya. Anlatılmaktan ziyade şiir daha çok yaşanan bir şey. Hissedilen bir şey,duyulan bir şey. Bu duyulanları inandıklarınızla buluşturduğunuz zaman da anlam kazanan bir değer haline dönüşüyor. Duyduklarınız, hissettiklerinizdir şiir.

OYDAR : Size yol gösteren edebiyat ustaları, üstatlar var mı? Ya da keyifle okuduğunuz şairler?

Ferman KARAÇAM : Birinci derecede Sezai Karakoç, ikinci derecede Necip Fazıl Kısakürek. Rimbeaud (Rembo), Baudelaire (Bodler). Pascal’ı ben küçük yaşlarda okudum ve çok içselleştirdim açıkçası, bir şair olarak düşünmesek de. Son yıllarda Cahit Zarifoğlu. Nazım Hikmet’i de küçük yaşlarda bir hayli okudum ve çok etkilendim, Necip Fazıl kadar etkilendiğimi söyleyebilirim. Behçet Necatigil’den de etkilenmediğimi söyleyemem. Mehmet Akif’i ayrı bir yerde tutuyorum. Mehmet Akif, benim hayatımın yolunu çizen adam. Eğer Mehmet Akif ile bir yerde yolumuz kesişmemiş olsaydı, herhalde ben de elden düşen vazo gibi kırılır ve heder olur giderdim. Lisede bir edebiyat öğretmenimiz Sami Bey şöyle dedi: “Bir müslüman gencin evinde ‘Safahat’ bulunmazsa vay o evin haline, yakmak lazım o evi”. Sonra bir anda kendime döndüm ve dedim ki “Benim evim nasıl bir ev ki ‘Safahat’ yok; o zaman benim evi yakmak lazım.” O zaman bende yoktu, teneffüste çıkıp hemen “Safahat” aldım. Böyle başladı Mehmet Akif ile buluşmamız.

OYDAR : Seni de vururlar bir gün ey acı / Uçuşup durduğun kanatlarından / Sazın, sözün, türkülerin tükenir / Ellerin koynunda kalakalırsın” Nasıl bir duyguyla patlayıverdi bu dizeler?

Ferman KARAÇAM : Ben şuna inanıyorum; hayat, iman ve cihad’tır. Bu bana ait bir söz değil ama sözlerin içinde çok önemli bir söz. Hayat iman ve cihadtır gerisi laf-ı güzaftır, bir sürü laftan ibaret bir yaşantı. Filistin, Bosna Hersek, Afganistan bunlar bizim kuşağın gençliği için çok önemli yer tutar. Benim hayatımda da önemli bir yer tuttu tabiki. Filistin ve Bosna Hersek o sıralarda üst üste geldi. Üst üste gelince gerçekten ona artık yüreğin dayanmadığı an diyebiliriz ki o anda acı içimde pelteleşmiş, lime lime olmuş bir halde dilimden döküldü. Bosna Hersek bardağın en son damlası diyelim. Filistin zaten var Afganistan var ama Bosna Hersek ile patlamış oldu.

OYDAR : “Acı” şiirinin, diğer şiirleriniz arasından sıyrılıp çıkmasını neye bağlıyorsunuz?

Ferman KARAÇAM : O dönemde biz radyoyu yeni kuruyorduk ve acı devam ediyordu, kanamaya devam ediyordu. Ben ona, “Osmanlı’dan sonraki Osmanlı’nın bütün sahip olduğu topraklardaki kanama” diyorum. Osmanlı kalkıyor, onun yerinde ne kadar boşluk varsa o boşlukların hepsindeki kanama. Neresine bakarsanız bakın, ister Bosna Hersek’e ister Filistin’e bakın ister Balkanlara, Kafkaslara, Ortadoğuya. Osmanlı nereden kalkmış nerede boşluk var işte orada kanama vardır. Şimdi de devam ediyor. Sezai Karakoç’un çok güzel bir ifadesi vardır Ortadoğu için, “Bu coğrafya bölünme kabul etmez” der. Bu dağlar, bu ovalar , bu vadiler, bu coğrafya bölünme kabul etmez. Yani Türk, Kürt, Arap bölelim, kuralım yok böyle bir şey! Dolayısıyla o kabul etmeyen coğrafyanın üzerinde yüzyıllarca sürmüş savaşların sonucunda ortaya çıkmış bir devlettir Osmanlı devleti. Yani sonuçtur, noktadır. O noktanın devam etmesi gerekirken, ortadan kalktıktan sonra boşluk oluştu ve o boşluğu bir türlü doldurmak mümkün olmadığı için de o kanamalar, savaşlar devam ediyor. Tam o sırada biz radyoyu kuruyoruz ve “Acı” şiirini seslendirdi arkadaşlar. Radyodan yayınladı arkadaşlar ve insanlar çok sahiplendi. Aslında onun gibi başka şiirlerde vardır. Ama o döneme rastladığı için ikisi birbiriyle çakıştı ve radyoculuğun da benim yapımla çok buluşan bir tarafı var bende hoşlandım açıkcası bundan. Seslendirildiği zaman yazdıklarınız, çizdikleriniz insanlara ulaşıyor. Çok da iddialı değilim, “aman niye ulaşıyor, niye ulaşmıyor kardeşim” demek gibi bir durumda değilim.

OYDAR : Radyo 7’nin yayın politikası hakkında kuruluşundan bu yana genel bir değerlendirme rica edebilir miyiz?

Ferman KARAÇAM : Radyo 7’nin kuruluş tarihi 1999 yılı. 1998’in sonlarından 2000’in başlarına kadar Radyo 7’yi ben toprağı dinleyerek oluşturulan eserler gibi düşünüyorum. Bir buçuk iki yıl ben bu radyoyu hiçbir yerde seslendirmedim, reklam etmedim. Kanal 7’nin kardeş kuruluşu olduğu halde ben hiçbir zaman reklamını yapmadım, yaptırmadım. Çünkü bu kendi kendini ortaya koyup beğeni kazanacak bir konumda olmalıydı ki devam etsin. Aksi takdirde Kanal 7’nin itmeleriyle bir yere kadar gider, ondan sonra da gitmezdi diye düşünmüştüm ve öyle yola çıktım. Müziğin ortalıkta çok pervasızca harcandığını, köpük haline dönüştürülüp atılıp atılıp yok edildiğini görünce de içim cız etmiştir hep. Müziği kalıcı hale getirebilirmiyiz, elimizden geldiği kadar yapabilir miyiz diye düşündüm ve böyle yola çıktım ve bunu da başardığımızı düşünüyorum. TRT’ye hep şu gözle bakılır; spikerler ciddidir, biraz resmi tarafları fazladır, sivil tarafları azdır. Ama biz sivil tarafları fazla hatta biraz daha fazla resmi tarafları hemen hemen hiç olmayan ama ciddiyeti TRT gibi olan bir duruşla yola çıktık ve radyonun hep hatırlandığında belden aşağı bir alan akla getirmesini açıkçası ortadan kaldırmayı hedefliyorduk. Bunu başardığını düşünüyorum. Artık radyo akla geldiğinde herkes müzik çalıyor evet ama bir duruşu var bir beyefendi tarafı var, sivil tarafı var ve toplumun her kesimine hitap eden bir tarafı var. Örneğin, bunu bana Yavuz Bingöl de söylemiştir, Onur Akın da söylemiştir. Bu radyoyu kutlamışlardır.

OYDAR : Radyo7 çaldığı müziklerde sınır tanır mı?

Ferman KARAÇAM : Kurulduğum gün, Ahmet Kaya çaldım. Buna karşı çıkanlara hep şunu söyledim: Siz nasıl bu ülkenin bir rengi, bir çiçeğiyseniz, o da başka bir rengidir, başka bir desenidir. Tehdit edildim, sıkıntılara göğüs gerdim, ama çaldım. Kürtçe eser çaldım ta o zamanlarda. Biz bunu yaptık ve başarılı olduk. Rumca çaldık, Ermenice çaldık. Bir duruş tutturduk ve bu duruşu bozduk. Biz bugün hala Celine Dion’un yanında Ahmet Kaya’yı da çalarız biz. Armoniyi buluşturabiliyorsak hiç problem yok. Armonide sorun varsa onu çalmayız.

OYDAR : Radyo7’yi diğerlerinden farklı kılan özellik nedir?

Ferman KARAÇAM : Radyolara bakınız, kimi pop çalarak yola çıktı, kimi arabesk, kimi ilahi, kimi sanat müziği, kimi de türkü çalarak yola çıktı. Ben karma müzik çalarak yola çıktım. Bizim karma müzikle yola çıktığımız zaman, hiçbir radyo -TRT hariç- özel radyolardan hiçbiri karma müzik çalmıyordu. Bugün karma müzik çalmayan radyo, neredeyse yok. Bunun da öncüsüdür Radyo7, bununla övünüyorum.

OYDAR : Önümüzdeki dönemde Radyo 7’de yeni projeler görecek miyiz?

Ferman KARAÇAM : Anadolu’nun kültürüyle buluşturduk insanlarımızı. Bu yürüyüşümüzü çok fazla bozmadan, bunun üstüne bir şeyler daha koyup devam etmenin sıkıntısını yaşıyoruz açıkçası. Müzik açısından, sunum açısından daha farklı daha yeni ne olabilir diye çalışıyoruz. Projelendirmeye çalışıyoruz. Şu an dillendirebileceğim bir şey yok henüz. Ama bir iki ay içinde bunları müjdeleyebiliriz.

OYDAR : Kendi radyonuz haricinde takip ettiğiniz bir radyo var mı? 

Ferman KARAÇAM : Burç Fm’i takip ediyorum. Çizgisini bozmayan bir radyo, çok beğendiğimi söyleyebilirim. Ayrıca Açık Radyo’yu da beğeniyorum.

OYDAR : OYDAR için görüşlerinizi alabilir miyiz?

Ferman KARAÇAM : Emek verdiğiniz, çalıştığınız zaman bir güzellik ortaya çıkıyor. Bunu OYDAR elinden geldiği kadar yapmaya çalışıyor. Gelişen sosyal medyaya paralel bir platform olmaya çalışıyorsunuz. Başarılarınızı sürdürmesini dilerim.

Henüz hiç yorum yapılmamış...

Yorum Yap

(*) işaretli alanların doldurulması zorunludur.


Captcha