Kapat Hoşgeldin, Ziyaretçi | Oturum AçKayıt Ol

Ağustos'a Geç Kalmak Ya Da Geldin Canım Ama...

Ağustos'a Geç Kalmak Ya Da Geldin Canım Ama... Meşhur "Haydar Babaya Selam" şiirini yazan Azeri kökenli İranlı şair M.Hüseyin Şehriyar uzun yıllar sonra kendisine gelen sevgilisi Süreyya ile konuşmasını bitirirken diyor ya "Geldin canım, peki, ama neden bu kadar geç…"
Bu sorunun cevabını gerçekten birçoğumuz bilmiyoruz. Başımıza gelen iyi bir şey neden gecikir de, başımıza gelen kötü bir şey o kadar erken gelir.
Bir harfe gereği gibi şekil verememenin, bir cümleyi tam yerine konumlandıramamanın, bir şehri doyasıya yaşayamamanın burukluğu nasıl içimize acıdan arta kalan bir tortu gibi çökerse, öyle çöker ve kalır geç kalmaların, geç gelmelerin, size geç kalanların, sizin geç kaldıklarınızın sizde bıraktığı; bir şairin " haziranda ölmek zor" , diğer bir şairin " temmuz temmuz " diye sızlanışı ya da bir başka şairin Ağustosa geç kalışının sonsuz ve ebedi acısı gibi...
Şehirler insana rengini veriyor. Tıpkı boz bitkilerin arasında boz çekirgenin, yemyeşil çimenlerin arasında da aynı renk sürüngen ve böceklerin yaşadığı gibi. Parktaki bankın üstünde omuz omuza oturan yaşlı çiftlerin de birbirleri ile nasıl aynîleştiğini fark edersiniz dikkatle bakarsanız. İnsan mekanı, zaman da hem insanı hem mekanı dönüştürüp birbirine benzetiyor.
Birkaç günlüğüne Ankara'ya gittim. Ankara'dakiler de Ankara'ya benziyor. Ankara'nın bürokrata dönüşmüş, dönüşen ve dönüşmekte olan insanları, o dev gri devlet binalarından sokaklara taştıkça, onlarla oturup konuştukça iyice farkına varıyorsunuz; Bu insanlar devletin duruşuna göre renk alıyorlar. Devlet aksırınca bunlar nezle olmaya hazır, elinde mendil bekliyorlar. Sürekli teyakkuz halinde, devlet nabzı dinliyorlar, hükümet icraatı kolluyorlar, birbirinden bilgi almak için açıkça yüz yüze söylenen sözlere değil, söylenmeyenlerin arasından sonuçlar çıkarmaya ayarlı duruyorlar.
Sanırım Ankara'ya İstanbul'dan gidince çok dinleyip, çok susup, az konuşmak gerekiyor. Neme lazım niyet okuyucularının çoğu orada mevzilenmiştir, n' olur n' olmaz?
Halil İbrahim'le birlikte Çankaya'dan aşağıya, Kızılay'a doğru yürüyoruz. Hava sert, güneş arada bir görünüyor. Sıkıcı, boğucu bir yürüyüş sürerken bir ara ansızın ferahladığımı hissediyorum. Sol yana dönüyorum. Yol kenarında, onar on beşer metre uzunlukta, üç-beş metre yüksekliğinde yan yana iki deniz fotoğrafı. Harika, muhteşem bir çekim. Dikkatle bakıyorum, arka planda boğaz köprüsü görünüyor, o akıl çelici cam göbeği yeşili suların gerisinde. Ön planda Türksel'in şu meşhur tavşan kulaklı, kukuletalı küçük sarı kızı.
Anlıyorum bu bir reklam. Fakat merak ediyorum Türksel bu fotoğrafı buraya koymak için belediyeden ne kadar para almıştır acaba ! Ankara'da 'da İstanbul'u yaşamanın sevinci ve huzuru ile yürüyoruz artık, " Ankara'nın en güzel yanının İstanbul'a dönüşünün olması gibi". Yahya Kemal'i rahmetle anarak...Buradaki mağaza vitrinlerinde şu İstanbul'da hemen her vitrinde gördüğümüz doksan dokuzlara pek rastlamıyoruz. 599 YTL ye takım elbise, 399 YTL'ye üç gömlek, üç kazak, üç pijama ve üç takım da iç çamaşırı :) Hatta geçen gün büyük bir alışveriş merkezinin vitrininde şöyle bir rakam görmüştüm: 1299,99…böylesini kim almaz, değil mi ki henüz doksan dokuzun bir üstündeki can yakıcı rakama ulaşmamış.
İstanbul vitrinlerinde o can yakan bir üst basamaktaki rakamlar vitrinlere konur mu bilemem, ama giderek yakasında çok farklı rozetler taşıyan insan sayısındaki artışlarıyla Ankara yanlış bir yerlere koşuyor. Sonunda bir gün Süreyya gibi, çok geç kalabilir ve şehriyar ona der " geldin canım, peki, ama neden bu kadar geç"

Ferman Karaçam


Henüz hiç yorum yapılmamış...

Yorum Yap

(*) işaretli alanların doldurulması zorunludur.


Captcha